Cahit Zarifoğlu Sözleri

Sizler için 2026 yılı itibarıyla derlediğimiz harika Cahit Zarifoğlu Sözleri burada! Bu içerik, etkileyici ve anlam dolu ifadeler sunarak hem kısa hem de uzun seçeneklerle duygularınızı ifade etmenizi sağlıyor. Anlamlı ve yeni içeriklere sahip bu Cahit Zarifoğlu Sözleri, resimlimesajlar.com.tr bulabileceğiniz sosyal medya paylaşımlarınız için mükemmel bir kaynak oluşturuyor. Instagram ve WhatsApp gibi platformlarda bu sözleri kullanarak, paylaşımınıza farklı bir boyut katabilirsiniz.


İçim, ey içim. Bu yolculuk nereye? Yine bir şehrin ölümünü başlatır gibisin.
Hayır kalbim yorulmadım hayır hayır yıkıl daha.
Dedi ki sen şairsin elindeki bu taş ne? Dedim ki şair aşka boyun eğer zulme değil!
Farz et körsün olabilir. El ele tut. Taş al ve at. Kâfiri bulur.
Filistin bir sınav kâğıdı her müminin önünde.
Ben onunla içimden konuşuyordum.
Bir ölüm vefalı bir de sonbahar.
Bakıyorsunuz zulmedilenlerin tek ortak özelliği var Müslüman oluşları ve zulmedenlere bakıyorsunuz onların da bir tek özelliği var Kâfir oluşları veya küfre hizmet edişleri.
Bir tabut düşün, içinde ben, içimde sen.
Değil mi ki kavuşmalarımız topal. Ayrılıklarımız koşar adım.
Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, Suriye’nin toprağından, Bosna’nın bayrağından, Gazze’nin gözyaşından öpüyoruz…
Ve önemli olan ‘an’dır. Onu ibadet sabır anlayış tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir.
Biz kendimizi hep doğru yoldan ayrılmamış kabul eder ve dünyanın bir imtihan hane olduğunu hep başkaları için düşünürüz.
Gelecektim ama daha kötü bir hatıram olsun istemedim.
Az az ölüyoruz her gün yağmurdan havadan bahseder gibi.
Rüzgâr nereden eserse essin güzeldir. Alevler bir ayrı âlemdir. Dirlik sevinçtir göç içimizedir.
Yıkılmak binaya mahsus bir şey değil ki, Züleyha. Bir insanın, bir cümle ile yıkıldığını gördüm ben.
Bitti o şiir, başka mısra gerekmez.
Dedim ya işte bocalıyorum. Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
Ve insan en çok göğe vurgun. Sonra zifiriliğe, şiire ve hep Allah’a.
Bazen yağmur olmak ister insan. Yağmak ister sevdiğinin yüreğine.
O sabah ezan sesi gelmedi camimizden. Korktum bütün insanlar için bütün insanlık adına.
Sevgisizliğinin dayatıldığı coğrafyalarda aşk şiiri yazmak bile başlı başına baş kaldırmaktır.
Hayalimin ayağı yere değmiyor henüz. Onun gerçekleşmesine dayanacak onun yükünü kaldıracak topraklarım yok.
Yaşamak bir perde gibi kalkıyor aramızdan. Zamansız mekânsız bir tünel başındayız şimdi.
Şöyle olmuş: Ben sen demişim sense sen.
Ayrılıkla başım belada gözlerini çevir gözlerime yoksa ben sensiz bu sessizlikle. Deli gibiyim sensiz bu sensizlikle.
Ölü kalbimiz dirileydi hakka dönüp sadakayla yıkanaydık dünyaya hiç meyletmeyeydik.
Merhamet capcanlı bir kuştu insan kalplerinde. Bir ölçü bir adaletli ki eşi emsali bulunmaz.
Bilmediğim ve ne yapacağı belli olmayan bir duyguyla hırpalanıyorum boyuna.
Uçmayı öğrenmeden göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Kapı aralığından baktığımda görebildiğim en güzel şeydir yaşamak.
Ateşe hakiki bir çay koyalım. Şehri unutanlardan olalım.
Ah şu yalnızlık kemik gibi ne yana dönsem batar.
Nereye kadar kendinden kaçabilirsin? Ya bir daha geri dönemezsen…
Çok geçmeyecek aradan şöyle diyeceğim: Bulutlar açmadı, mavi gök orda mı?
Alnı secdeye inen insanların sesleri birbirine bağlanabilirse ancak o zaman sokaklar meydanlar ardına kadar açılır.
Bu dünya soğuk… Rüzgâr genelde ters yöne eser. Limon ağaçları kurur. Bahaneler hep hazır. Güzel günler çabuk geçer. İçimiz hep bir hoşça kal ülkesi.
Seni sevmek merhamettir Kudüs. Seni sevmek Peygamber duası gibi.
Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz. Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.
Bana hissettirdiklerini seviyorum, sanki her şey mümkünmüş gibi, sanki yaşamaya değermiş gibi.
Aklımdan çıkmıyorsun dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.
Evet hatırladım küçük basit şeyler yetiyor kederlenmeye. Ya mutluluğa?
Bize sözlerimizden çok yüreğimizden anlayan gerek.
Bir gün ister istemez karşısında olacaksın kaçtıklarının. Dua et o gün henüz mahşer olmasın.
Vicdanen rahat olmamız yetmiyor. Başkalarının hakkımızda yanlış kanaatler edindiğini görmek üzüyor bizi.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazılarının yalnızlığı.
Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak arayacağımız yer bellidir.
Diline bir düğüm at ve otur. Dinle. Gıybet ve dedikodu münakaşa ve cedel su-i zanlarla dolu söz varsa ya durma ayrıl ya da engelle.
Az ağlıyoruz, dünya bu yüzden çok kirli.
Ehli takva olun ehli secde olun. Farzları alenen yerine getirin. Nafileleri kendi nefsinizden bile gizleyin.
İnsan sevmeli; bazen bir insanı yahut da bir ağacı ya da kanadı kırık bir kuşu.
Düştümse sana bakarken düştüm.
Şöyle irice bir kelime bul ok atsın yüreğime.
Bir duruşu olmalı insanın. Bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı.
Şu küçücük kalpte nice hakkın yüklü.
Kuşlara takılıp gidiyor aklım.
İnsan kendi mutlu olma imkânını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin romanların içinde değil kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir. Ve önemli olan yaşanılan andır.
Adam acı mümkün olduğu kadar kendi içine aksın diye yüzünü öne eğmişti.
Kalbinizi yumuşatın ama iradeniz sert olsun. Kelimelerinizi yumuşatın ama nüfuzunuz kuvvetli ve derin olsun.
Haydi bir şeyler daha yazayım diye kaleme sarılmayın. Beklemeyi bilin. Susayınca acıkınca nasıl anlıyorsak yazmak anını da anlarız.
Şimdi yoksun üstelik uzaktasın ellerin yapayalnız biliyorum gözlerin dalıyor yine hep benim için olmalı.
Oturup konuşsak geçerdi belki her şey, başını alıp gitmek sevdaya dahil değil.
Çıktığım her yerin kapısını sert kapatmamla tanınırken, senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum.
Buruşturularak atılmış bir kâğıt parçası gibiyim. İçimde kalkıp gidenlerden doğan boşlukların ağırlığı… Ve sevmek. Ve korkmak ve nasıl uzaydaymışım gibi yalnızım.
Başıma düşmüş sevda ağı. Bir başıma tenhalarda kahroldum.
Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çok kirlenir.
Zira, gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir.
Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.