Şükrü Erbaş Sözleri

Sizler için 2026 yılı itibarıyla derlediğimiz harika Şükrü Erbaş Sözleri burada! Bu içerik, etkileyici ve anlam dolu ifadeler sunarak hem kısa hem de uzun seçeneklerle duygularınızı ifade etmenizi sağlıyor. Anlamlı ve yeni içeriklere sahip bu Şükrü Erbaş Sözleri, resimlimesajlar.com.tr bulabileceğiniz sosyal medya paylaşımlarınız için mükemmel bir kaynak oluşturuyor. Instagram ve WhatsApp gibi platformlarda bu sözleri kullanarak, paylaşımınıza farklı bir boyut katabilirsiniz.


Benim en güzel düşlerim içimde kaldı.
Anlamakla katlanmak arasında tükendim.
Hayalin, gerçeğe değdiği yeri seviyorum.
Eskiden her konuda konuşurdum istekle Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi.
Bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek.
Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı, aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak, nasıl yenilik olur, tükenmek değil de?
Yüzün bir türkü sonrasının kederli dalgınlığında; güldün mü, ben mi yanıldım, bilmem.
Herkes türküsünü elbet kendi sesiyle söyler! İnsanın dili boynuna kement olur mu?
Ey insan ömrünü dolduran biçimleyen duygu Hüzün müdür her vakit mutluluğun bir yüzü?
Sitemizin gelişimine katkıda bulunmak ister misiniz? Aşağıdaki butonları kullanarak sitemizin gelişimine katkı sağlayabilirsiniz.
Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar. Geçmedi üşümem, ben bir aşkın kar yağışından geliyorum.
Sevmek insanın en büyük acısıdır.
Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte. İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık.
Susmak yalnızlığın ana dilidir.
Suyu sevmeyen insanın, rüzgârı anlamayan, gökyüzünde bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık, olsa olsa kendine sızan çaresizliktir. Yaşlı bir kadının hüznünü duymazsanız, bir genç kızın saçlarında çarpan kalbini nasıl göreceksiniz?
Eskimiş eşyalarız yeri hiç değişmeyen. Yalnızlığı çağrıştırıp yılgınlığı biçimleyen.
Suyu sevmeyen insanın, rüzgârı anlamayan, gökyüzünde bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık, olsa olsa kendine sızan çaresizliktir.
Tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümden akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken. Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, bıraktığın.
Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
Sesinden başka suçum, yüzünden başka iyiliğim kalmamıştı.
Kimse kendinden bir yere gitmiyor. Yaşıyoruz sessizce yaramızı severek.
Yastığa başını koyduğunda başucundaki boşluğa bak. Ayrılık diyordun ya.
Ben gidip hayal kuracağım, siz oturup gerçeğinizi sevin.
Herkesin her şeyi kolayca konuştuğu, Arkasını döner dönmez unuttuğu zamanlardı.
Alnından öptüğüm yerde ülkemsin, ağzından öptüğüm yerde, kadınım.
Bir kapı önündeyim, girsem suç, gitsem ayaz.
Gizemli bir suskunluğun dargın diliyim. Kan gülleri büyütürüm sabır saksılarında.
Senden başka kimseyi aramadım gittiğim yerlerden.
Bir yere gitmeden, gelecek birisini bekliyordu herkes.
Ne kadar uzaksa bir felaket sizden, o kadar mutlusunuz, unuttunuz başkalarının acısını duymayı.
Sana neden sığındığımı anlıyor musun?
Düşmeyi göze almadan binilmiyor salıncağa.
Biliyorsun ya susarak yaşamak zorundayım seni, bu yüzden gecelere ve sözcüklere bölüyorum ağırlığını.
Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz. Biçim veremediğimiz şeylerin biçimini alıyoruz.
Hayat dolduruyor her boşluğu kendince Bir başka başlangıçla Tutuşmak üzere yeniden Pembe üflemeleriyle bir ince soluğun soğuyor acılar bile.
İçimizde azalan zamanların kederi, önümüzde bir yere gitmeyen yollar.
Kalktım yürüdüm elimdeki çaresiz soruyla. İnsan neden hep sona bırakır kendini?
Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?
Gelişin hayata bağlıyor beni, anlıyor musun? Zaman yarat ve uğra.
Ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de.
Tarla kuşu yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız.
Gelecek kaygısı duymaya başladığımız gün, çocukluğumuzu geride bıraktığımız gündür.
Ömrüm, ah benim ördükçe sökülen, yakasız kolsuz hırkam.
Susmak iyileştirmiyor yarayı, yeni yerlere varıyor eski sözler.
Oysa ben bir akşamüstü, oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterim.
Ve güz geldi Ömür Hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde.
Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
Gittiği en büyük uzaklık evinden işi olanlara, ne aşk, ne özgürlük, ne barış anlatabilirdi.
Farkında mısınız bilmem, kimse kendi acısını bile duymuyor artık.
Dünya sinema perdesi değil ki. Düşlerin de bir sınırı olmalı, insanın gerçeği ile çevrili.
Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan.
Kalabalığın uyumuna inat, hayalin gerçeğe değdiği yeri seviyorum.
Sevinç taşkın yaşanır da; acı yalnız çekilir.
Ey sözümün billuru; sensin kalbimden dünyaya yürüyen hayranlık.