Yusuf Hayaloğlu Sözleri

Sizler için 2026 yılı itibarıyla derlediğimiz harika Yusuf Hayaloğlu Sözleri burada! Bu içerik, etkileyici ve anlam dolu ifadeler sunarak hem kısa hem de uzun seçeneklerle duygularınızı ifade etmenizi sağlıyor. Anlamlı ve yeni içeriklere sahip bu Yusuf Hayaloğlu Sözleri, resimlimesajlar.com.tr bulabileceğiniz sosyal medya paylaşımlarınız için mükemmel bir kaynak oluşturuyor. Instagram ve WhatsApp gibi platformlarda bu sözleri kullanarak, paylaşımınıza farklı bir boyut katabilirsiniz.


Biliyorum, onunla olsaydım böyle kavga edip durmazdım yüreğimle. Biliyorum, bu sevdayı ben yıktım, ben öldürdüm bu hoyrat ellerimle.
Dert eme, iyiyim ben. Ara sıra mahşer, ara sıra yaşam hırsı.
Oy benim yaralım. Asıl sancı, uyandığında bütün odaları boş görünce koyarmış!
Rakı devrilmiş masalarda yokluğun veya benden önce kalkıp gitmişliğin gece boyu dolandığım barlarda sarhoşlara tekrarladığım adın balıkçı kahvesinde, çorbacıda, kenarlarda.
Ölmek değildir bu dünyanın en feci işi, güzel olan odur ki öldükten sonrada yaşar kişi.
Seni sevmişem, bir kekliğin sesini üzmekten sakınır gibi. Seni sevmişem, gururlu dağ çiçeklerini göğsüme takınır gibi.
Sakin göllerin kuğusuyduk, salınarak suyun yanağında. Ve okşayarak nilüfer saçlarını gecenin. Sonumuzun adım-adım yaklaştığını görürdük.
Yağmurlar içinden ıslandım geldim. Bir kuru değneğe yaslandım geldim. Sıcacık çorbana muhtacım inan. Ölümlerden geçtim uslandım geldim.
Yere dökülen yaprak dala geri döner mi? Kırılan gül kanar mı; kül yanar mı?
Birazdan kudurur deniz birazdan dalgaların sırtından, üst-üste fışkıran rüzgârlar, bir intikam gibi saldırınca üstüne; yüzüne şarkılar çarpar, yüzüne şiirler çarpar, ağlarsın. Sen artık buralarda duramazsın!
Bir intihar gibi puşt olmuş bu sevdalar!
Üstüne titremekmiş Vefaymış! Aşk dediğin, zavallı bir kapıyı, duvara çarpıp çıkıncaya kadarmış.
Ben sana bakınca donardım bulut gibi donardım da bir türlü yağmazdım sen bana bakınca bir ağlamak düğümlenir boğazında gurur yapar ve ağlamazdın.
4 duvar arasında bile her yerde halen sen varsın.
Yağmurda kırılan gül yağmuru affeder mi?
Baba bugün üşüyorum karda kaldım üşüyorum anama deyin sıcak bir çorba koysun üstümü ört baba üşüyorum.
Dün gece düşümde can dostu gördüm. Ulu bir çınardan dal verdi bana. Uzandım yüzüne yüzümü sürdüm. Ben zehir istedim bal verdi bana.
İşte gidiyorum, hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız. Ben başımı verdim, sizinse insafsız bir linç oldu karşılığınız.
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar, utangaç boynunun kolyesi olsun. Bu da benden sana, ayrılığın hediyesi olsun…
Sen beni yangınlarda, ateşte, harda ara. Kahkahalarda değil, dertte, kahırda ara… Yüreğin sıkışırsa yine bir yaz gecesi; şu mehtaplardan eğil, gel günahlarda ara…
Kurtlardan arta kalmış yüreğimin can çekişen o son parçasını da, sana sakladığımı bil!
Üstüm başım toz içinde. Önüm arkam pus içinde. Sakallarım pas içinde. Siz benim nasıl yandığımı, nerden bileceksiniz.
Ne verdin aşka ne verdin ki sen? Islanan bir mendilden başka bir anlık meşke, harcadın beni; biraz vicdan, olsaydı keşke.
Dostlukmuş. Ölüme yürümekmiş.
EI tetikte, kulak kirişte ve sırtımız toprağa emanet… Baldıran acısıyla ovarak üşüyen ellerimizi yıldız yorgan altında birbirimize sarılırdık. Deniz çok uzaktaydı ve dokunuyordu yalnızlık.
Kumlara yazılmış sözcükler kadar kısacıktı ümidim. Ve anladım ki bir takım şeyleri ben ilk dalgada yitirmişim.
Biri şarabımızı döktü, soğanımızı çaldı. Biri, hiç yoktan vurdu, kafeste garip kuşumuzu! Ciğerim yanıyor, yüreğim kanıyor… Solmasaydı gülümüz böyle!
Dağ yanarsa yağmur çiser mi dedim. Ten yanarsa rüzgâr eser mi dedim. Can yağarsa canan küser mi dedim. Çağırdı yanına el verdi bana. Can dostum dostum kül verdi bana.
Biri, saksımızı çiğneyip gitti. Biri, duvarları yıktı, camları kırdı. Fırtına gelip aramıza serildi. Biri, milyon kere çoğaltıp hüzünleri her şeyi kötüledi, bizi yaraladı.
Veda gecesi ay serpilirken sulara, dalgalara sor beni, kumlarda ara… Kırık kadehler gibi döküldük ayrılığa; şarkılara sor beni ah kemanlarda.
Dün sahilde karşılaştık… Biran gözüm ısırdı, sonra birden tanıdım düşmemek için zor tuttum kendimi bacaklarım titredi, bir ağaca yaslandım…
Pencereden baktığımda görüyorum senin yüzün incir yaprağında senin ürkekliğin duvar üstünde yürüyen bir kedinin kıvraklığında.
Gelse balığa çıkacaktık, ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık. Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp, enteresan hayallere dalacaktık.
Cevap veriyorum: eli böğründe analardan, mahpuslardan ve acılardan çokça bahsediyorum, çünkü başını kumda saklayanlardan tiksindir, başkaldırıyorum!
Yağmur yağardı biz ağlaşırdık. Kaldırımılar boyunca. Bir hüzün vardı sanki aramızda. Susardık ay batınca.
Yalanım varsa kalkmayayım şuradan. Ben seni, bir tek gün bile unutmadım.
Beni öldürüyorsun, git. Kalmasın sende kahrım, kalmasın derdim. Bakma git, kafamı yumruklayıp ardın sıra ağlarsam namerdim…
Şu dağlarda kar olsaydım, bir asi rüzgâr olsaydım, arar bulur muydun beni, sahipsiz mezar olsaydım.