Orhan Veli Kanık Sözleri

Sizler için 2026 yılı itibarıyla derlediğimiz harika Orhan Veli Kanık Sözleri burada! Bu içerik, etkileyici ve anlam dolu ifadeler sunarak hem kısa hem de uzun seçeneklerle duygularınızı ifade etmenizi sağlıyor. Anlamlı ve yeni içeriklere sahip bu Orhan Veli Kanık Sözleri, resimlimesajlar.com.tr bulabileceğiniz sosyal medya paylaşımlarınız için mükemmel bir kaynak oluşturuyor. Instagram ve WhatsApp gibi platformlarda bu sözleri kullanarak, paylaşımınıza farklı bir boyut katabilirsiniz.


Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden. Dağ başı yalnızlığı ölümden beter. Hiç kimse aramasa sormasa beni. Sen gelsen yeter.
Gemiler vardı, limanda gemiler. Her biri yeni bir ufka gider.
Ben ki her akşam yatağımda onu düşünüyorum, onu sevdiğim müddetçe yatağımı da seveceğim.
Boş konuşan insan çana benzer, içi boş olduğu için çok ses çıkartır!
Duyduğum yoktu ne vakittir. Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede; içime gene yolculuk mu düştü, nedir? Nedir bu yosun kokusu, martıların gürültüsü havalarda; nedir? Yolculuk olmalı, yolculuk.
Güzel kadınları severim, işçi kadınları da severim, güzel işçi kadınları daha çok severim.
Dayanılmaz şey değil. Benim de mi düşüncelerim olacaktı.
Şiir, yeryüzündeki tüm kuşları aynı anda havalandırma hareketidir.
Biliyorum, kolay değil yaşamak ama işte bir ölünün hala yatağı sıcak birinin saati işliyor kolunda yaşamak kolay değil ya kardeşler ölmek de kolay değil; Kolay değil bu dünyadan ayrılmak.
İşim gücüm budur benim. Gökyüzü boyarım her sabah, hepiniz uykudayken. Uyanır bakarsınız ki mavi.
Asma suratını, deme be kadın, ne değişir? Yine, İstanbul’daki asma köprüler gibi asma gülücükler iliştiririm yüzüme ve gözlerimin altından binlerce Marmara akıtırım. Şu Orhan Veli’nin de alacağı olsun. Serde erkeklik varmış; ağlanmazmış.
Pencere, en iyisi pencere; geçen kuşları görürsün hiç olmazsa, dört duvarı göreceğine.
Şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti. Beni bu güzel havalar mahvetti.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı. Önce hafiften bir rüzgâr esiyor; yavaş yavaş sallanıyor yapraklar ağaçlarda, uzaklarda, çok uzaklarda, sucuların hiç durmayan çıngırakları. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
Eski bir sevdadan kurtulmuşum artık büyük kadınlar güzel.
Aklımdan çıkmıyorsun, dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.
Şiir yazıp eskiler alıyorum. Eskiler verip Musikiler alıyorum. Bir de rakı şişesinde balık olsam!
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimelerinse kifayetsiz olduğunu. Bu derde düşmeden önce.
Ağlasam sesimi duyar mısınız, mısralarımda; dokunabilir misiniz, gözyaşlarıma, ellerinizle?
Yalnız seni sevdiğimden ve yalnız seni seveceğimden başka bir şey düşünme.
Yüz kelimelik bir şiirde yüz tane güzellik arayan vardır. Halbuki bin kelimelik bir şiir bile bir tek güzellik için yazılır.
İçimde sonsuz bir sevinç. Bağırmak istiyorum; boş ver, diye haykırmak istiyorum.
Sıvanmış, boyanmış bir binanın tuğlaları arasındaki harcı göremeyiz. Bina tamamiyetini ancak bu harçla temin ettiği zamandır ki, onu teşkil eden tuğlaları teker teker görmek, onların vasıfları üzerinde düşünmek fırsatını elde ederiz.
Ben bir ömür göz yaşı hapsine mahkûm edilmişken, senin gerçek sandığın sahte aşklarla, gülümseyecek olan gözlerin beni her gün bir kat daha öldürüyor.
Ama benim için güzel şehir, çirkin şehir diye bir şey yok. Sadece senin bulunduğun şehir, senin bulunmadığın şehir diye bir şey var.
Bir yer var biliyorum, her şeyi söylemek mümkün; epeyce yaklaşmışım, duyuyorum, anlatamıyorum.
Anlamıyorum dilinden artık geceyi saran güzelliğin. İçim, kör bir kuyu gibi derin ve sonsuz rüyasında yalnızlık.
Sokakta giderken, kendi kendime gülümsediğimin farkına vardığımda, beni deli zannedeceklerini düşünüp gülümsüyorum.
Sevdiğim insanlara kızabilirdim, eğer sevmek bana mahzun durmayı öğretmeseydi.
Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım. Para kazanmak gerekti, girdim insanların içine, insanları gördüm.
Ve ihtimal; sen yeni beni sevmeyeceksin.
Gariban, Ne bir güzel var avutacak gönlümü bu şehirde, ne de bir tanıdık çehre. Bir tren sesi duymaya göreyim, iki gözüm, iki çeşme.
Neler yapmadık şu vatan için. Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik!
Aşk, benim için de benim gibiler için de biraz fazla. Fazla güzel bir şey. Ne uçmak geliyor elimden ne de ötmek. Her şeyden önce yiyip içmeye ihtiyacım var; halbuki, âşık olursam yiyip içemem.
Şeytan diyor ki: Aç pencereyi; bağıɾ, bağıɾ, bağıɾ; sabaha kadar.
Yaşamak kolay değil ya kardeşler, ölmek de değil; kolay değil bu dünyadan ayrılmak.
Şiir, bütün özelliği edasında olan bir söz sanatıdır.
Gün olur, alır başımı giderim, denizden yeni çıkmış ağların kokusunda şu ada senin, bu ada benim, yelkovan kuşlarının peşi sıra. Dünyalar vardır, düşünemezsiniz; çiçekler gürültüyle açar, gürültüyle çıkar duman topraktan. Hele martılar, hele martılar, her bir tüylerinde ayrı telaş! gün olur, başıma kadar mavi; gün olur, başıma kadar güneş; gün olur, deli gibi.
Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın. Sessizce ağladığım anları kimse çığlık çığlığa hıçkırıklara dönüştürememiş olsun.
Ne kâğıt yeter ne kalem. Mesut sanmam için kendimi bunların hepsi. Hepsi fasa fiso, ne takayım, ne tekneyim. Öyle bir yerde olmalıyım, öyle bir yerde olmalıyım ki ne ışık ne sis ne buğu gibi insan gibi.
İşim gücüm budur benim gökyüzünü boyarım her sabah hepiniz uykudayken. Uyanır bakarsınız ki mavi. Deniz yırtılır kimi zaman. Bilmezsiniz kim diker. Ben dikerim.
O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm; gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde!
Her gün bu kadar güzel mi bu deniz? Böyle mi görünür gökyüzü her zaman? Her zaman güzel mi bu kadar; bu eşya, bu pencere? Değil, vallahi değil; bir iş var bu işin içinde.
Yanlış işler görenler bile o işleri memleket sevgisiyle gördüklerine inanırlar.
En delikanlı mevsimdir kış. Yüzüne yüzüne vurur yalnızlığını.
Gün ışığında hissemize razıydık kendimize hüzünler icat ettik avunamadık.
Çok hakkın var üstümde helal etmezsen, kul hakkı bu, şaka değil eğer helal etmezsen, dua etmeyi bir yana bırak, camiye gidip Allah’ın halısına bile basamam utancımdan.
Sokakta giderken, kendi kendime gülümsediğimin farkına vardığım anlarda insanların beni deli zannedeceğini düşünüp gülümsüyorum.
Siyah akar Zonguldak’ın deresi. Yüz karası değil, kömür karası. Böyle kazanılır ekmek parası.
İmkânsız şey şiir yazmak aşıksan eğer ve yazmamak, aylardan nisansa.
Bekliyorum! Öyle bir havada gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın.
Farz et ki rüzgardım, esip geçtim hayatından.
En iyi savaşı olan sömürgeciliği kullanır insan. Ağlar bazıları, bazıları gülerek yapar bu işlemi, hem de kime güldüğünü bilmeden. Aldatır ya sanır ki karşıdaki yedi yalanı, aslında ta kendisidir aldatan insanı.
Bilmezler yalnız yaşamayanlar, nasıl korku verir sessizlik insana; insan nasıl konuşur kendisiyle, nasıl koşar aynalara, bir cana hasret, bilmezler.
Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
Beni bu güzel havalar mahvetti.